Gülün Kokusunda Dikenin Cefası
İnsan yalnızca sefaya talip olmamalıdır. Çünkü hayat, daima rahatlığın ve huzurun peşinden koşmaktan ibaret değildir. Bazen insanın cefaya da talip olması gerekir.
Sefayı herkes ister; asıl mesele, cefa geldiğinde ne yaptığımızdır. Rahat günlerde herkes şükredebilir, güzel zamanlarda herkes gülebilir. Fakat insanın gerçek karakteri, yol dikenlerle dolduğunda ortaya çıkar.
Bir davaya gönül vermişsek onun yüküne de talip olmalıyız. Bir dostluğu önemsiyorsak yalnızca güzel günlerinde değil, zor zamanlarında da yanında durmalıyız. Bir sevdaya inanıyorsak yalnızca kavuşmayı değil, beklemeyi de göze almalıyız. Bir hedefin peşinden gidiyorsak yalnızca başarıyı değil, başarısızlığın, yorgunluğun ve sabrın getireceği cefayı da kabul etmeliyiz.
Çünkü sefa, cefayı göze almadan tamamlanmış sayılmaz.
Gülün kokusunu sevip dikeninden şikâyet etmek kolaydır. Oysa gül, dikeninden ayrı düşünülemez. Belki de bize düşen, dikensiz bir hayat istemek değil; dikenlere rağmen gülümüzü koruyabilecek kadar sabırlı olabilmektir.
Bugünün insanı çoğu zaman sonuca talip, fakat sürece tahammülsüzdür. Başarıyı ister ama emeğini; sevgiyi ister ama fedakârlığını; huzuru ister ama sabrını istemez. Oysa hayatın terazisi böylesine kolay kurulmaz.
Her nimetin bir külfeti, her sevdanın bir imtihanı, her gülün bir dikeni vardır.
Bu yüzden insan yalnızca “Rabbim bana sefa ver” demekle yetinmemeli; gerektiğinde cefayı taşıyabilecek bir gönül de istemelidir. Zira bazı yollar vardır ki sonunda ulaşılan güzellik, ancak o yolda çekilen sıkıntılar kadar değerlidir.
Belki de gerçek olgunluk, cefadan kurtulmak değil; cefanın içinden geçerken güzelliğimizi kaybetmemektir.
Çünkü gülün kokusunu gerçekten bilen, dikeninin cefasına da razı olur.













