Ağacın Gölgesinde Bir Sezon: Fıstık Hasadı ve Siirt'in Ekoturizm Fırsatı
Eylül, Siirt'in en sessiz zenginliğinin toplandığı aydır. Bahçelerde salkımlar kızarır, aileler sabahın serinliğinde ağaçların altına toplanır, ürün damlara serilir. Bu manzara her yıl aynı düzenle tekrarlanır ve her yıl kent turizmine tek bir ziyaretçi bile kazandırmadan geçip gider.
Oysa ekoturizm literatürü tam da bu tür manzaraları temel alır. Doğal kaynağa dayalı, yerel halkın kazanç sağladığı, çevreyi korumayı deneyimin parçası haline getiren ve ziyaretçiye öğrenme fırsatı sunan her faaliyet ekoturizmin kapsamına girer. Fıstık hasadı bu dört ölçütün tamamını karşılıyor.
Siirt fıstığı zaten bir ekolojik hikâyenin ürünüdür. Kurak iklime, kıraç toprağa ve yağışsız yazlara uyum sağlamış, yüzyıllar boyunca sulama gerektirmeden hayatta kalmış bir ağacın meyvesidir.
Kimyasal girdisi düşük, hasadı elle yapılan, kurutması güneşe emanet edilen bir üretim biçimi söz konusu. Bugün dünyada "yavaş gıda" ve "iz bırakmayan tarım" başlıkları altında pazarlanan pek çok deneyim, Siirt'te kendiliğinden ve olağan biçimde yaşanıyor. Fark şu ki başkaları bunu bir ürüne dönüştürmüş, biz henüz anlatmamışız.
Ekoturizm modelinin Siirt'e sunduğu katkı üç düzlemde okunabilir. Birincisi mevsimsellik. Kentin ziyaretçi hareketliliği ilkbahara ve bayram dönemlerine sıkışmış durumda. Eylül ve Ekim ise havanın nihayet yumuşadığı ama talebin zayıf kaldığı aylar. Hasat, bu ölü sezonu doğal bir çekim noktasına dönüştürür. İkincisi gelirin dağılımı. Klasik turizmde para kent merkezindeki otele ve lokantaya akar; ekoturizmde ise bahçe sahibi, köy sofrasını hazırlayan kadınlar, yerel rehber ve küçük pansiyon aynı zincirin halkası olur. Gelir üretimin yapıldığı yere iner. Üçüncüsü koruma.
Ziyaretçinin ilgi gösterdiği bir bahçe, sahibinin gözünde de değer kazanır; yaşlı ağaçlar sökülmez, geleneksel kurutma yöntemleri terk edilmez. Turizm burada tarımı bozan değil, tarımı ayakta tutan bir güç haline gelir.
Deneyimin kendisi karmaşık değil. Sabah bahçede hasada katılım, öğle saatlerinde ürünün ayıklanıp güneşe serilmesinin izlenmesi, ardından köyde o yılın ilk fıstığının Pervari balı ve tandır ekmeğiyle sunulduğu bir sofra.
Akşam Botan Vadisi'nin kıyısında ya da Tillo'nun sessizliğinde geçirilen bir gece. Bu rota kendi başına bir ürün olduğu gibi, kentin diğer değerlerine de doğal bir köprü kuruyor.
Elbette bazı koşullar var. Hasat tarihi her yıl değişir, tur operatörleri ise aylar öncesinden program ister; bu nedenle bir hasat takvimi tek kaynaktan duyurulmalı. Bahçelerin ziyaretçi ağırlaması için asgari bir hazırlık, ev sahiplerinin kısa bir eğitimden geçmesi ve ziyaretçi sayısının bahçenin taşıma kapasitesiyle sınırlanması gerekir.
Ekoturizmi kitle turizminden ayıran şey zaten bu ölçülülüktür.
Bu Eylül bahçelerde yine salkımlar kızaracak. Soru, gelecek Eylül'de o ağaçların altında yalnızca bahçe sahiplerinin mi olacağı, yoksa Siirt'i tam da bu sadelik için tercih etmiş ziyaretçilerin de bulunup bulunmayacağıdır.













