Nasip Korkusu Değil, Nasip Umudu
İnsan bazen kaybetmekten değil, ulaşamamaktan korkar.
Bazen de ulaşsa bile elinde tutamamaktan…
Hayatın en büyük imtihanlarından biri belirsizliktir. Özellikle kalbe dokunan meselelerde. Çünkü akıl hesap yapar; ama kalp ihtimallerle yaşamayı sevmez. “Ya olmazsa?” sorusu insanın içine sessizce yerleşir.
Oysa nasip, ihtimaller üzerinden değil; takdir üzerinden yürür.
Biz çoğu zaman nasibi yanlış anlıyoruz.
Nasip; kenara çekilip beklemek değildir.
Nasip; mücadele ederken kalbi isyana düşürmemektir.
İnsan sever. İster. Plan kurar. Geleceğe dair cümleler kurar. Sonra bir korku belirir: Şartlar, insanlar, kabuller, engeller… Sanki hayat sadece dış seslerden ibaretmiş gibi.
Oysa nasip, dışarıdaki duvarlardan daha güçlüdür.
Eğer bir şey sizin için yazılmışsa, en sert kapılar bile açılır.
Yazılmamışsa da en açık kapılar sessizce kapanır.
Nasibe inanmak; teslimiyet ile cesaret arasında bir dengedir.
Ne kaderi bahane edip geri çekilmek,
Ne de sonucu zorlayıp kendini tüketmek…
İnsan elinden geleni yapmalı.
Duruşunu bozmadan, niyetini kirletmeden, sabrını kaybetmeden…
Çünkü nasip, gayretsizlerin bahanesi değil; gayret edenlerin sığınağıdır.
Ve şunu unutmamalı:
Dua, nasibin anahtarıdır.
Kalpten edilen hiçbir niyaz boşluğa düşmez.
Belki hemen olmaz, belki bizim istediğimiz şekilde olmaz ama mutlaka hayrımıza olur.
Bu yüzden korkuyla değil, umutla bakmalı yarına.
Çünkü darda duaya inanan, yolda nasibe inanan yarı yolda kalmaz.
Nasip; eksiltmez, geciktirir.
Geciktirir ama güzelleştirir.
Ve vakti geldiğinde insanın kalbine, tam olması gereken yerden dokunur.














