Haklı Olmak mı Huzurlu Olmak mı?
İnsan bazen doğru olanı savunduğunu düşünür…
Ama o doğruların içinde en çok kaybettiği şeyin huzur olduğunu fark etmez.
Haklı olmak caziptir.
İnsana güçlü hissettirir.
“Ben demiştim” diyebilmek, nefsin hoşuna gider.
Ama kalp, nefsin kazandığı yerde çoğu zaman yorulur.
Çünkü hayat, haklıların değil; kalbi yumuşak olanların omzunda hafifler.
Bazı tartışmalar vardır, kazandığında bile kaybettirir.
Bir cümleyi doğrulamak uğruna bir gönlü incitmek…
Hiçbir haklılık, kırılan bir kalbin vebalini hafifletemez.
Bugün çoğu insan ilişkilerde adalet değil üstünlük arıyor.
Dinlemek için değil, cevap vermek için bekliyoruz.
Anlamak için değil, haklı çıkmak için konuşuyoruz.
Oysa huzur, haklılık yarışında değil; vazgeçebildiğimiz yerde başlar.
Bazen susmak yenilmek değildir.
Bazen geri adım atmak zayıflık değil, kalp terbiyesidir.
Ve bazen bir cümleyi yutmak, Allah katında büyümektir.
Çünkü biz biliriz ki;
Bir kalbi kırmak, Kâbe’yi yıkmak kadar ağırdır der büyükler.
Ve insan en çok, kimsenin görmediği yerde imtihan edilir.
Haklı olduğun halde susabildiğin anlar vardır…
İşte orada kul olursun.
Nefs haklı çıkmak ister,
Kalp ise huzur ister.
Ve insanın gerçek olgunluğu, bu ikisinin arasında yaptığı tercihtir.
Bir insana haklı olduğunu ispat etmek kolaydır.
Ama bir kalbi onarmak…
İşte o, her doğruyu söyleyebilenin değil, her doğruyu emanet bilenin işidir.
Belki de mesele haklı olmak değildir.
Mesele, haklıyken bile incitmemeyi bilmektir.
Çünkü Allah kalplere bakar, tartışmalara değil.
Ve belki de bu yüzden büyükler şöyle demiştir:
Söz var incidir, söz var incitir.
İnsan büyüdükçe şunu öğreniyor:
Haklı olmak nefsi rahatlatır,
Ama huzur…
Kalbi Allah’a yaklaştırır.















