Kalbin Yumuşadığı Ay: Ramazan
İnsan bazen fark etmeden katılaşır. Günlük telaş, kırgınlıklar, beklentiler, hayal kırıklıkları… Hepsi kalbin üzerine ince ince bir kabuk örer.
Dışarıdan bakıldığında güçlü durur insan; ama iç dünyasında merhamet azalmış, sabır incelmiş, hoşgörü yorgun düşmüştür. İşte tam bu noktada Ramazan gelir… Sadece sofralarımıza değil, kalplerimize de misafir olur.
Ramazan, aç kalmanın değil; hissedebilmenin ayıdır. Açlık, insanın midesinden çok kalbine dokunur. Bir lokmanın kıymetini anladıkça, bir kalbi kırmanın ağırlığını da daha derinden hissederiz. Çünkü açlık insana yoksulu hatırlatır, susuzluk sabrı öğretir, bekleyiş ise şükretmeyi…
Kalbin yumuşaması bazen bir iftar sofrasında olur. Aynı ekmeği bölüştüğün insanların yüzüne bakarken… Bazen bir dua sırasında olur; eller semaya kalkmışken kalbin yere iner. Bazen de gecenin sessizliğinde, herkes uyurken insan kendine rastlar. İşte o an, insanın en samimi hâlidir.
Ramazan bize şunu hatırlatır: Kalp, dünyaya direnmek için değil; insan kalmak için vardır. Kırmak kolaydır, sert olmak kolaydır, uzaklaşmak kolaydır. Zor olan; affedebilmektir. Zor olan; yumuşayabilmektir. Ama
Ramazan, zoru kolaylaştıran bir rahmet mevsimidir.
Bu ayda fark ederiz ki kalp yumuşadıkça insan hafifler. İçimizde biriken yükler azalır. Kırgınlıklar anlamını yitirir. Çünkü merhamet arttıkça ego küçülür. İnsan kendine değil, iyiliğe yer açar.
Belki de Ramazan’ın en büyük mucizesi budur: İnsanı kendine geri döndürmesi. Unuttuğumuz tarafımızı hatırlatması. Kalbimizin aslında sert değil, sadece yorulmuş olduğunu göstermesi.
Öyleyse bu Ramazan’da sadece sofraları değil, kalpleri de donatalım. Bir mesajla gönül alalım, bir özürle yük hafifletelim, bir dua ile bağ kuralım. Çünkü bazen bir kalbi yumuşatmak, bir dünyayı güzelleştirmeye yeter.
Unutmayalım; kalp yumuşadıkça insan büyür. Ve insan büyüdükçe dünya güzelleşir.












