Mescidi Aksanın Sessiz Murâbıtat Bekçileri
Kudüs... Tarihin en ağır cümlelerini sessizce taşıyan şehir. Her taşı bir medeniyetin, her sokağı bir peygamberin hatırasını fısıldar. Fakat Kudüs'ü Kudüs yapan yalnızca kubbeleri, surları ve taşları değildir. Asıl onu ayakta tutan, yüzyıllardır o taşları emanet bilen insanların varlığıdır.
İslam tarihinde "ribât", sadece sınır boylarında nöbet tutmak anlamına gelmez. Aynı zamanda bir davaya sadakatin, bir emaneti korumanın ve vazgeçmemenin adıdır. Kur'an-ı Kerim'de, "Sabredin, sabırda yarışın, ribât yapın..." (Âl-i İmrân, 3:200) buyurulurken müminlere yalnızca fiziki bir nöbet değil; inançta sebat etmeleri de emredilir.
İşte Murâbıtat, bu anlayışın günümüzdeki en dikkat çekici yansımalarından biridir. Mescid-i Aksa'da ibadet ederek, ilim halkaları kurarak ve kutsal mekânda sürekli bulunarak oranın İslami kimliğinin korunmasına katkı sunan Filistinli kadınlar, yıllar içinde "Murâbıtat" adıyla anılmıştır. Bu faaliyetler zaman zaman kısıtlamalara ve yasaklamalara maruz kalmış, birçok kadın gözaltına alınmış veya Mescid-i Aksa'ya girişten men edilmiştir.
Tarih bize gösteriyor ki şehirleri önce insanlar terk eder, sonra taşlar yıkılır. Endülüs'ün kaybı yalnızca orduların yenilgisi değildi; hafızanın çözülmesiydi. Kudüs ise asırlardır bu hafızanın en güçlü sembollerinden biri olarak varlığını sürdürüyor.
Murâbıtat'ın elinde ne bir kılıç vardır ne de bir ordu. Onların en büyük gücü, "Ben buradayım." diyebilmeleridir. Çünkü bazen bir secde, bir sancağın gölgesinden daha derin bir anlam taşır; bazen bir dua, en yüksek sesli meydan okumadan daha etkili olabilir.
Kudüs meselesi, yalnızca bir coğrafya tartışması değildir. Milyarlarca insan için dinî, tarihî ve kültürel anlamlar taşıyan bir mirastır. Bu sebeple Kudüs üzerine konuşurken, öfkenin değil bilginin; sloganın değil tarihin rehberliğine ihtiyaç vardır. Zira tarih, duygularla değil belgelerle yazılır; fakat vicdanla okunur.
Bugün Murâbıtat ismini duyduğumuzda aklımıza sadece birkaç kadın gelmemelidir. Bu isim, bir emanetin başından ayrılmamayı, kimliğini unutmamayı ve kutsal bildiği değerlere sahip çıkmayı hatırlatmalıdır.
Çünkü bazen bir medeniyet, kalelerin surlarında değil; bir annenin duasında, yaşlı bir kadının sabrında ve genç bir kızın vazgeçmeyen adımlarında yaşamaya devam eder.
Ve tarih, çoğu zaman gürültüyle yürüyenleri değil; sessizce nöbet tutanları da yazar.
















