Siirt’in Gönül Haritası
Bazı şehirler yalnızca tarihiyle, bazıları ise yetiştirdiği büyük insanlarla anılır. Siirt ise asırlardır ilim, irfan ve tasavvuf geleneğinin izlerini taşıyan müstesna şehirlerden biridir.
Bu toprakların hafızasında İsmail Fakîrullah Hazretleri, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, Sultan Memduh, Şeyh Mücahit, Veysel Karânî, Şeyh Türkî, Şeyh Ebul Vefa, Şeyh Muhammed el-Hazin ve Molla Halil es-Siirdî gibi nice önemli şahsiyetin adı vardır. Tillo'daki İsmail Fakîrullah ve İbrahim Hakkı Hazretleri'nin ilim ve irfan mirası bugün dahi şehrin en önemli manevi değerleri arasında görülmektedir.
Veysel Karânî Hazretleri ise Siirt'in Baykan ilçesindeki Ziyaret beldesinde bulunan makam ve külliyesiyle şehrin manevi hafızasında özel bir yere sahiptir. Tâbiîn neslinin önemli zâhidlerinden kabul edilen Veysel Karânî, annesine bağlılığı, zühdü ve sade hayatıyla İslâm dünyasında örnek gösterilen şahsiyetlerden biri olmuştur.
Siirt'in merkezine baktığımızda ise Şeyh Türkî ve Şeyh Ebul Vefa gibi gönül insanlarının izleriyle karşılaşırız. Şeyh Türkî'nin türbesi şehre hâkim bir tepede bulunurken, Şeyh Ebul Vefa'nın türbesi de Siirt'in girişinde yıllardır ziyaret edilen manevi mekânlardan biri olmuştur.
Şeyh Muhammed el-Hazin ise Siirt'in ilmî ve tasavvufî mirasının önemli halkalarından biridir. Hamid Ağa Medresesi'nde Molla Halil es-Siirdî'nin öğrencisi olmuş, uzun yıllar ilim tahsil ettikten sonra farklı merkezlerde tasavvuf eğitimi alarak Fersaf'ta irşad faaliyetlerinde bulunmuştur.
Bütün bu isimlere baktığımızda aslında karşımıza yalnızca geçmişin büyük şahsiyetleri çıkmıyor. Bir medeniyet anlayışı çıkıyor.
Onlar için ilim, yalnızca kitaplarda biriktirilen bilgi değildi. İlim; ahlak, sabır, tevazu ve insanlara faydalı olma sorumluluğuydu.
Bugün isimlerini biliyor, türbelerini ziyaret ediyor ve hayatlarını anlatıyoruz. Fakat kendimize şu soruyu da sormalıyız:
Biz bu büyük mirası ne kadar yaşatabiliyoruz?
Çünkü bir şehrin en büyük zenginliği yalnızca taşında, toprağında ve tarihî yapılarında değildir. Bazen en büyük hazine, o şehrin yetiştirdiği ve hafızasında yaşattığı insanlardır.
Siirt'in bize bıraktığı miras da tam olarak budur:
İlim, irfan, ahlak ve gönül…
Geçmişte bu topraklarda yanan ilim kandillerinin ışığı bugün hâlâ sönmüş değil.
Bize düşen, o ışığa sadece bakmak değil; onu gelecek nesillere taşımaktır.
Çünkü âlimlerini ve gönül insanlarını unutan şehirler yalnızca geçmişini değil, geleceğe uzanan hafızasını da kaybeder.
Siirt'in hafızası ise hâlâ konuşuyor. Bize düşen, biraz olsun kulak vermek…