Rızkın Sırrı
Rızık denildiğinde çoğumuzun aklına sadece para gelir. Oysa rızık, maaş bordrosuna sığmayacak kadar geniş bir kavramdır. Nefes rızıktır. Huzur rızıktır. Sevilmek rızıktır. Bazen bir dostun omzuna dokunuşu bile rızıktır.
İnsan çoğu zaman rızkı ararken kendini kaybeder. Daha çok kazanmak için daha çok yorulur, daha çok yoruldukça daha çok endişelenir. Oysa unuttuğu bir hakikat vardır: Rızkın sahibi insan değildir. İnsan sadece sebeplere tutunur; neticeyi takdir eden başkadır.
Çalışmak elbette gereklidir. Emek ibadettir. Fakat rızkı sadece kendi çabamıza bağladığımız an, kalbimize korku yerleşir. “Ya olmazsa?” endişesi büyür. Oysa tevekkül, çalıştıktan sonra kalbi sakin bırakabilmektir.
Rızık bazen artışla değil, bereketle gelir. Aynı maaş bir ay dar gelirken başka bir ay nasıl olur da yeter? İşte orada matematik susar, bereket konuşur.
Rızık, sadece bir nimet değil aynı zamanda bir imtihandır. Azı sabrı ölçer, çoğu şükrü. İnsan bazen darlıkta daralır, bazen bollukta savrulur. Oysa önemli olan miktar değil, hâlin istikametidir. Rızık insana değil; insan rızka yön vermelidir.
Son söz şudur:
Biz çalışırız. Biz gayret ederiz. Biz dua ederiz.
Ama rızkı taksim eden biz değiliz.
İnsan bunu idrak ettiğinde, hem daha çok çalışır hem daha az korkar.