Engelsiz Yaşamın Kültürü
Geçtiğimiz günlerde Türk Kızılay Genel Merkezimiz tarafından düzenlenen Engelsiz Yaşam Kültürü Projesi Eğitici Eğitimi programına katılma imkânı buldum.
Ankara’da gerçekleşen bu eğitim, benim için yalnızca bir program değil; aynı zamanda bir farkındalık ve yüzleşme süreciydi.
Etkili sunum tekniklerinden engellilerle doğru iletişime, temsil dilinden erişilebilirlik bilincine kadar birçok başlıkta eğitim aldık. Ancak anladım ki mesele sadece doğru cümle kurmak değil; doğru bakış açısını inşa edebilmekti.
Orada tanıştığım birçok insanın hayatında ağır imtihanlar vardı. Kimi doğuştan bir engelle yaşamayı öğrenmişti, kimi sonradan karşılaştığı bir sınavla hayata yeniden tutunmuştu. Hikâyelerini dinledikçe insanın iç dünyasında sessiz bir muhasebe başlıyor. Kendi dertlerimiz küçülüyor, şikâyetlerimiz anlamını yitiriyor.
Fakat o salonda sadece hüzün yoktu.
Azim vardı. Mücadele vardı. Umut vardı. Gülümseyerek anlatılan zor hayatlar vardı. “Engel” kelimesinin çoğu zaman bedenle değil, zihinle ilgili olduğunu bir kez daha gördüm.
Engelsiz yaşam bir merhamet çağrısı değildir. Bu bir hak meselesidir. Bu bir adalet meselesidir. Bu, toplumsal bir kültür inşa etme meselesidir.
Çünkü engelli bireyler toplumun kenarında duran insanlar değil; toplumun tam merkezinde yer alan, üretken, güçlü ve onurlu bireylerdir.
Ankara’dan dönerken çantamda yalnızca eğitim notları yoktu. Yeni dostluklar, derin hikâyeler ve daha büyük bir sorumluluk bilinci vardı.
Anladım ki engelsiz bir dünya, önce zihnimizde başlar. Dilimiz değişmeden kültür değişmez; kültür değişmeden hayat değişmez.
Engelsiz yaşam bir proje değildir.
Bir bilinçtir.
Bir kültürdür.
Ve hepimizin sorumluluğudur.