Aklın Bittiği Yerde İnanç Başlar
Bu çağ insandan yalnızca yaşamasını değil, her şeyi açıklamasını da istiyor.Her olaya bir gerekçe, her imtihana bir sebep, her suskunluğa bir yorum…
Oysa insan sınırlıdır; aklı vardır ama her şeyi kuşatacak kadar değil. İnanç, aklın inkârı değildir.Bilakis,aklın sınırlarını kabul edebilmesidir.
İman, “her şeyi anladım” demek değil;
“anlamasam da teslimim” diyebilmektir.
İnsan anlamadığında huzursuz olur.
Sebep arar, nedenler üretir, cevap bulamazsa isyana yaklaşır.
Oysa bazı soruların cevabı zamana değil, teslimiyete bağlıdır.
Her kapı düşünceyle açılmaz; bazıları sabırla aralanır.
Kur’an, insanın aceleci yaratıldığını hatırlatır.
Hemen bilmek isteriz, hemen olsun isteriz.
Ama imtihan dediğimiz şey çoğu zaman beklemekten ibarettir.
Anlamadan da yürüyebilmeyi öğrenmektir.
Hayatta bazı şeyler olur ve nedenini bilemeyiz.
Gecikenler, yarım kalanlar, içimizi burkan suskunluklar…
İşte tam orada inanç devreye girer:
“Ben bilmiyorum ama bilen var” diyebilmek.
Bu bir vazgeçiş değildir; bir güvendir.
İnsan aklını kullanır ama onu mutlaklaştırmaz.
Kalbin, akıldan önce ikna olduğu yerler vardır.
Her şeyi anlamaya çalışmak insanı yorar.
Ama her şeyi Allah’a havale edebilmek insanı rahatlatır.
Çünkü insanın yükü bilmedikleri değil,
bilmek zorunda hissettikleridir.
Ve belki de huzur,
aklın durduğu yerde kalbin teslim olduğu an başlar.
