Yalanın Sonu Hüsrandır
“Münafığın alameti üçtür: Konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, emanet edilince ihanet eder.”
Allah Yalancıları Sevmez
İnsanlık tarihi boyunca toplumları ayakta tutan en büyük değerlerden biri doğruluk olmuştur. Güvenin olmadığı yerde huzur, sadakatin olmadığı yerde kardeşlik, doğruluğun olmadığı yerde ise hakkaniyet yaşayamaz.
İslam, doğruluğu güzel bir ahlakla birlikte; imanın dışa yansıyan en önemli alametlerinden biri olarak kabul etmiştir. Buna karşılık yalan; kalbi karartan, insanı güvenilmez hâle getiren ve zamanla manevi hayatı zayıflatan büyük günahlardan sayılmıştır.
Bugün birçok insan yalanı küçük bir kusur olarak görmektedir. Oysa Kur’anı Kerim ve sünnet, yalanı hafife alınacak bir davranış olarak değil; insanı Allah’ın rahmetinden uzaklaştırabilecek ciddi bir ahlaki tehlike olarak haber vermektedir.
Kur’an’ı Kerim’in Açık Uyarısı
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Allah’ın laneti yalancıların üzerine olsun.”
(Âl-i İmrân, 3/61)
Bir başka ayette:
“Yalanı ancak Allah’ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar yalancıların ta kendileridir.”
(Nahl, 16/105)
Yine Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun.”
(Tevbe, 9/119)
Bu ayetler bize gösteriyor ki doğruluk sadece bir tercih değil; müminin kimliğidir.
Peygamberimizin Dilinden Yalanın Tehlikesi
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
“Doğruluk insanı iyiliğe götürür, iyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddık olarak yazılır. Yalan ise kötülüğe götürür, kötülük de cehenneme götürür.”
(Buhârî, Edeb 69; Müslim, Birr 103)
Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur:
“Münafığın alameti üçtür: Konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, emanet edilince ihanet eder.”
(Buhârî, İman 24)
Yalan sadece bir söz değildir; zamanla insanın karakterini şekillendiren bir alışkanlığa dönüşebilir.
Doğruluğun Değiştirdiği Bir Hayat
Rivayet edilir ki Abdülkadir Geylânî Hazretleri genç yaşta ilim yolculuğuna çıkarken annesi ona şöyle nasihat etti:
“Evladım, hangi durumda olursan ol yalan söyleme.”
Yolda eşkıyalar tarafından durdurulduğunda yanında bulunan altınları saklamadı.
“Evet, yanımda kırk altın var.” dedi.
Sebebi sorulunca şu cevabı verdi:
“Anneme verdiğim sözü bozamam; Rabbimin huzuruna yalanla çıkamam.”
Bu doğruluk karşısında eşkıya reisi etkilenmiş ve tövbe etmiştir.
Demek ki bazen bir doğru söz, yılların karanlığını dağıtabilir.
Günümüzde Yalanın Sessiz Yüzleri
Bugün yalan sadece dille söylenmiyor.
● Sosyal medyada olmayan hayatları varmış gibi göstermek
● Doğruluğu araştırmadan bilgi paylaşmak
● Ticarette kusuru gizlemek
● işlemlerde gerçeği saklamak
● Çocuklara küçük görülen yalanları öğretmek
● Yapılmayan işi yapılmış gibi göstermek
● Menfaat uğruna hakikati eğip bükmek
Bütün bunlar zamanla kalbin doğruluk hassasiyetini azaltır.
Dil Yalan Söylerse Kalp Kararır
Yalan bir söz olarak başlar; fakat zamanla vicdana yerleşir.
İnsan önce başkasını aldatır, sonra kendini kandırmaya başlar.
Doğruluk ise kalbi temizler, güven oluşturur ve insanı Allah’a yaklaştırır.
Bu yüzden mümin; diliyle, sözüyle ve yaşayışıyla doğru olmalıdır.
Dua Allah’ım…
Dilimizi yalandan, kalbimizi nifaktan muhafaza eyle.
Bizi doğru söyleyen, doğru yaşayan ve doğrularla beraber olan kullarından eyle.
Evlerimize güven, çocuklarımıza dürüstlük, toplumumuza emanet ahlakı nasip eyle.
Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz hataları affeyle.
Doğruluğun nurunu kalplerimizden eksik etme. Âmin.
Haftaya yeni bir konuda buluşmak duasıyla… Allah’a emanet olunuz.