SEVAPLARI TÜKETEN GÜNAH:
GIYBET, TECESSÜS NEDİR?
İnsan, çoğu zaman işlediği büyük günahları değil; küçük gördüğü hataları önemsemez. Oysa nice insanlar vardır ki namazını kılar, orucunu tutar, hayır yapar; fakat diline sahip olamadığı için farkında olmadan sevaplarını tüketir. Bir mecliste söylenen birkaç söz, bir çay sohbetinde yapılan birkaç dakikalık dedikodu, bazen yıllarca biriktirilen amelleri yok edebilir.
İnsan bazen elindeki nimetin kıymetini kaybettiğinde anlar. Sağlığın değeri hastalıkta, dostluğun değeri ayrılıkta, kardeşliğin değeri ise fitne ve dedikodunun açtığı yaralarda ortaya çıkar. Nice aileler, nice dostluklar ve nice kardeşlikler; bir ok’la değil, bir dilin sebep olduğu yaralarla dağılmıştır.
Oysa İslam, insanın canını ve malını koruduğu gibi; şerefini, haysiyetini ve onurunu da koruma altına almıştır. Bu nedenle bir müminin gıybetini yapmak, kusurunu araştırmak veya insanlar arasında söz taşıyarak fitne çıkarmak sıradan bir hata değil, büyük bir manevi felakettir.
Bugün çayhanelerde, iş yerlerinde, aile meclislerinde ve sosyal medya ortamlarında farkında olmadan işlenen bu günahlar, kalpleri karartmakta, kardeşlik bağlarını zayıflatmakta ve toplumun huzurunu bozmaktadır. Hâlbuki Kur’an-ı Kerim ve sünnet bu konuda son derece ağır uyarılarda bulunmaktadır.
GIYBET NEDİR?
Gıybet; bir kimsenin bulunmadığı ortamda, duyduğunda hoşlanmayacağı bir kusurunu veya özelliğini söylemektir.
Bir gün sahabiler Peygamber Efendimiz’e (s.a.s.):
“Ya Resûlallah! Gıybet nedir?” diye sordular.
Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Kardeşini hoşlanmayacağı şekilde anmandır.”
Sahabiler:
“Söylediğimiz şey onda varsa ne olur?” diye sorunca Peygamberimiz (s.a.s.):
“Eğer söylediğin onda varsa gıybet etmiş olursun; yoksa iftira etmiş olursun.” buyurdu.
Demek ki bir kişinin kusurunu, eksikliğini veya hoşlanmayacağı bir özelliğini arkasından konuşmak doğru bile olsa gıybettir.
TECESSÜS NEDİR?
Tecessüs; insanların gizli hâllerini araştırmak, kusurlarını ortaya çıkarmaya çalışmak, özel hayatlarını kurcalamak ve mahremiyetlerini ihlal etmektir.
Bazı insanlar başkalarının ayıplarını öğrenmek için büyük çaba sarf ederler. Kimin ne yaptığını, nerede olduğunu, ailesini ve özel hayatını araştırır, sonra da bunları başkalarına anlatırlar.
Oysa mümin, insanların kusurlarını araştıran değil; örten kişidir.
KUR’AN-I KERİM’DE GIYBET NEYE BENZETİLMEKTEDİR?
Yüce Allah, gıybetin ne kadar çirkin bir davranış olduğunu Kur’an-ı Kerim’de şu çarpıcı benzetmeyle anlatmaktadır:
“Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeleri çok kabul eden, çok merhamet edendir.”
(Hucurât Suresi, 12)
Allahu Teâlâ gıybeti, ölü kardeşinin etini yemek gibi korkunç bir manzaraya benzetmektedir. İnsan bundan nasıl tiksinirse, gıybetten de aynı şekilde uzak durmalıdır.
KOĞUCULUK (NEMÎME) NEDİR?
Koğuculuk; insanların arasını bozmak amacıyla birinden duyduğu sözü diğerine taşımaktır.
“Falanca senin hakkında şöyle dedi.”
“Onlar seni istemiyor.”
“Senin arkandan konuşuyorlar.”
gibi sözler taşıyarak insanların arasına fitne sokmak koğuculuktur.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
“Koğuculuk yapan kimse cennete giremez.”
Bu hadis, koğuculuğun ne kadar ağır bir günah olduğunu göstermektedir.
GÜNÜMÜZDE GIYBET VE KOĞUCULUK
Eskiden gıybet birkaç kişinin bulunduğu ortamlarda yapılırken bugün sosyal medya sayesinde yüzlerce hatta binlerce kişiye ulaşabilmektedir.
Ne yazık ki günümüzde birçok insan farkında olmadan bu günahların içine düşmektedir.
ÇAYHANELERDE GEÇEN SAATLERE DİKKAT
Gıybet ve dedikodu denildiğinde akla sadece sosyal medya gelmemelidir. Özellikle çayhaneler, kıraathaneler ve bazı sohbet ortamlarında geçirilen vakitlerde de bu tehlike bulunmaktadır.
Elbette çayhaneler insanların dinlendiği, dostlarıyla görüştüğü ve güzel vakit geçirdiği mekânlardır. Ancak bazen saatlerce süren sohbetlerde insanların yokluğunda onlar hakkında konuşulmakta, aileleri, ticaretleri, kusurları ve özel hayatları gündeme getirilmektedir.
Ne yazık ki birçok kişi bunun gıybet olduğunu fark etmeden, “Biz sadece sohbet ediyoruz.” düşüncesiyle büyük bir günaha ortak olabilmektedir.
Özellikle boş vakitlerinde çayhanelerde uzun zaman geçiren kardeşlerimiz sohbetlerinin içeriğine dikkat etmelidir. Çünkü bazen birkaç dakikalık gıybet, yıllarca biriktirilen sevapların kaybedilmesine sebep olabilir.
Çayhaneler ve dost meclisleri; dedikodunun değil kardeşliğin, boş sözlerin değil hikmetli sohbetlerin, insanların kusurlarının değil Kur’an’ın, sünnetin ve güzel ahlakın konuşulduğu bereketli mekânlar hâline gelmelidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
“Allah’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun.”
İBRETLİ BİR MENKIBE
Rivayet edilir ki büyük âlimlerden birinin yanında insanlar bir kişiyi çekiştirmeye başladılar.
Âlim zat sessizce önüne bir tabak hurma koydu ve:
“Buyurun yiyin.” dedi.
Oradakiler yemeye başlayınca:
“Şimdi de biraz kardeşinizin etinden yiyin.” dedi.
Herkes şaşkınlıkla birbirine baktı.
Âlim şöyle devam etti:
“Az önce onun gıybetini yapıyordunuz. Kur’an, gıybeti ölü kardeşinin etini yemeye benzetiyor. Bundan rahatsız oluyorsunuz ama biraz önce aynı günahı işliyordunuz.”
Bu sözler üzerine meclistekiler gözyaşlarıyla tövbe ettiler.
KENDİMİZİ NASIL KORUYABİLİRİZ?
• Konuşmadan önce sözümüzün faydalı olup olmadığını düşünmeliyiz.
• Başkalarının kusurlarını araştırmamalıyız.
• Gıybet yapılan ortamları terk etmeli veya konuşmanın yönünü değiştirmeliyiz.
• Sosyal medyada dedikodu ve ifşa içeriklerinden uzak durmalıyız.
• İnsanların ayıplarını örtmeye çalışmalıyız.
• Dilimizi zikir, dua ve hayırlı sözlerle meşgul etmeliyiz.
SONUÇ: DİLİMİZ YA KURTARIR YA DA MAHVEDER
Gıybet, tecessüs ve koğuculuk; sevapları tüketen, kalpleri karartan ve kardeşlik bağlarını koparan büyük günahlardandır.
Mümin; insanların kusurlarını araştıran değil, örten; dedikodu taşıyan değil, barıştıran; fitne çıkaran değil, gönülleri birleştiren kişidir.
Unutmayalım ki dilimiz küçük bir organ olsa da hesabı çok büyüktür. Bir bardak çay eşliğinde yapılan hayırlı bir sohbet insanı Allah’ın rızasına ulaştırabilir; gıybet ve koğuculukla geçirilen saatler ise kişinin amel defterine ağır yükler bırakabilir.
Ahiret gününde insanların en çok pişman olacakları şeylerden biri de dilleriyle işledikleri günahlar olacaktır. Çünkü kırılan bir kalp, bozulan bir dostluk ve zedelenen bir haysiyet bazen yıllarca tamir edilemez. Bu sebeple mümin, konuşmadan önce düşünmeli; her sözünü Allah’ın huzurunda vereceği hesabı hatırlayarak söylemelidir. Zira dil, insanı cennete götüren bir anahtar olabileceği gibi cehenneme sürükleyen bir afet de olabilir.
DUA
Allah’ım!
Dilimizi gıybetten, kalbimizi kötü zandan, gözümüzü haramdan, kulağımızı dedikodudan muhafaza eyle.
Bize insanların kusurlarını araştırmayı değil, kendi kusurlarımızı görmeyi nasip eyle.
Aramıza sevgi, kardeşlik ve muhabbet yerleştir.
Kalplerimizi kin, nefret, dedikodu ve fitneden temizle.
Bizleri diliyle ve eliyle insanlara zarar vermeyen salih kullarından eyle.Âmin.
Rabbimiz bizleri dilini hayırda kullanan, insanların kusurlarını örten, gönülleri kıran değil tamir eden kullarından eylesin.
Haftaya yeni bir konuda buluşmak ümidiyle; dua, muhabbet ve Allah’ın rahmeti üzerinize olsun.