Kişi Sevdiği ile Beraberdir
İnsan, sadece yaşadığı yerin değil; sevdiği şeylerin de canlısıdır. Kalp nereye yönelirse adımlar da oraya gider. Göz kimi ararsa gönül onunla şekillenir. Bu sebeple sevgi; yalnızca bir duygu değil, insanın dünya yolculuğunu ve ahiret menzilini belirleyen en büyük hakikatlerden biridir.
İslam’ın inşa ettiği hayat anlayışında sevgi, kuru bir sözden ibaret değildir. Sevgi; bağlılıktır, iz sürmektir, benzemektir, fedakârlıktır. İnsan kimi seviyorsa farkında olmadan onun rengini alır, onun diliyle konuşur, onun gibi düşünmeye başlar.
İşte bu büyük hakikati Peygamber Efendimiz (s.a.v.) asırlar öncesinden tek bir cümlede özetlemiştir:
“Kişi sevdiği ile beraberdir.”
(Buhârî, Edeb 96; Müslim, Birr 165)
Bu hadis sadece bir müjde değil; aynı zamanda her mümin için bir muhasebe çağrısıdır.
Rivayet edilir ki bir sahabi Resûlullah’ın huzuruna gelerek:
“Ey Allah’ın Resûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sordu.
Efendimiz (s.a.v.) ona zamanın bilgisini vermek yerine gönlün yönünü sorgulayan bir soru sordu:
“Peki, sen kıyamet için ne hazırladın?”
Sahabi mahcup bir sesle cevap verdi:
“Ey Allah’ın Resûlü… Çok ibadetim yok. Fakat Allah’ı ve Resûlünü seviyorum.”
Bunun üzerine Rahmet Peygamberi buyurdu:
“Öyleyse sen sevdiğinle berabersin.”
Bu söz sahabenin gönlünde öyle bir sevinç doğurdu ki, rivayetlerde onların bu müjde kadar hiçbir şeye sevinmedikleri aktarılır.
Çünkü anladılar ki; samimi sevgi insanı yükseltir. Muhabbet insanı dönüştürür. Kalpte taşınan sevda, insanı sevdiğinin kapısına ulaştırır.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
“Kim Allah’a ve Resûl’e itaat ederse işte onlar; Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle ve salihlerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır.”
(Nisâ, 69)
Başka bir ayette ise şöyle buyrulur:
“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin…”
(Âl-i İmrân, 31)
Demek ki gerçek sevgi; dilde kalan bir iddia değil, hayata dönüşen bir sadakattir.
Bir Menkıbe
Anlatılır ki salihlerden birine:
“Amelin seni kurtarmaya yeter mi?” diye sordular.
O şöyle cevap verdi:
“Amelimin çokluğuna güvenmem. Fakat Allah’ın dostlarını severim. Umarım sevgim beni onların kapısından içeri alır.”
Ne derin bir cevaptır…
Çünkü bazen insanı yücelten, yaptığı işlerin büyüklüğü değil; gönlünde taşıdığı samimiyet olur.
Bugün kendimize şu soruları sormamız gerekiyor:
Kalbimiz kimlerle beraber?
Kime benzemeye çalışıyoruz?
Çocuklarımızın gönlüne kimi örnek koyuyoruz?
Çağımız, sevgiyi hızla tüketen; bağlılığı gösterişe dönüştüren bir çağ hâline geldi. İnsanlar ekranlara bağlanıyor, geçici alkışlara tutunuyor, görünür olmak uğruna görünmeyen değerlerini kaybediyor.
Oysa müminin gönlünde en büyük sevgi Allah’a ait olmalıdır.
Resûlullah’a duyulan sevgi merhamet olarak yansımalıdır.
Salih kullara duyulan muhabbet güzel ahlak olarak görünmelidir.
Çünkü sevgi yalnızca hissedilen değil; yaşanan bir hakikattir.
Unutmayalım…
Bir gün herkes sevdiğiyle haşrolumacak.
Dünyada gönlünü kime emanet ettiyse ahirette onunla beraber olacaktır.
Öyleyse gönlümüzü geçici olana değil, ebedî olana bağlayalım.
Dua
Allah’ım…
Kalplerimizi sana yönelt.
Bizleri seni seven, Resûlünü seven, salih kullarını seven kullarından eyle.
Muhabbetimizi nefsin geçici arzularına değil, rızana ulaştır.
Evlatlarımızın gönlüne iman, edep ve güzel ahlak yerleştir.
Mahşer günü bizleri Habibin’in sancağı altında toplamayı nasip eyle.
Ve bizleri, sevdiği ile beraber olan bahtiyar kullarından eyle.
Âmin.
Haftaya görüşmek dileğiyle…