MEZHEPÇİLİĞİN SESSİZLİĞİ
İRAN, ABD VE İSRAİL SAVAŞI
İran’daki baskıcı ve aşırıcı Molla Rejimi’ne mesafeli olduğumuz bilinen bir gerçek. Ama şu an bu Ramazan ayında ABD ve İsrail tarafından Müslüman bir ülke, emperyalizme ve siyonizme boyun eğmediği için tüm dünyanın gözü önünde haksızca bombalanıyor. Dini lideri ve komutanları hiç çekinmeden vuruluyor. Yüzlerce çocuk ve öğrenci acımasızca katlediliyor.
Tek başına mücadele veren İran ise kendini savunma amaçlı; emperyalizmin uşaklığını yapan Arap ülkelerindeki ABD üslerini vuruyor, siyonist İsrail’in kalbi Tel Aviv’i füze yağmuruna tutuyor. Bu savaşta İran’a taraf olmamak elde değil. Müslüman ülkeler ve alimler bu konuda kendilerini sorgulamalıdırlar. Sessizlik de bir nevi taraf olmaktır.
Ne yazık ki bugün birçok sünni alim ve onların etkisi altındaki çevreler, İran söz konusu olduğunda bilinçli bir suskunluğa bürünmüş durumda. Hatta daha da ileri gidip, İran’ın uğradığı saldırılar karşısında mesafelı bir tutum takınmayı “siyasi akıl” olarak pazarlayanlar bile var. Oysa gercekte bunun adı mezhepçiliktir.
Bugün bazı çevrelerde yapılan en seviyesiz tartışmalardan biri de şu sorudur: “Hamaney şehit midir?” Bu sorunun kendisi bile derin bir cehaletin göstergesidir. Ali Hamaney öncelikle bir Müslümandır. Mezhebi İran’ın da resmi mezhebi olan Caferiliktir. Caferilik ise Ehl-i Sünnet alimlerinin büyük çoğunluğuyla İslam dairesi içerisinde kabul edilen bir mezheptir. Aralarındaki ihtilaflar siyasi ve fıkhidir, tekfir sebebi değildir. Dolayısıyla bir Müslümanın ölümünü mezhebi üzerinden tartışmak İslam ahlakına da ilim geleneğine de aykırıdır. Bu tür polemikler ilmi değil, mezhepçi reflekslerin ürünüdür.
Şii İran yıllardır Filistin direnişine destek vermektedir. Hamas’a silah sağlamış, lojistik destek sunmuş, istihbarat paylaşmış ve askeri eğitim vermiştir. Bu desteğin büyüklüğü, Filistin direnişinin kendi açıklamalarında bile defalarca dile getirilmiştir. Buna karşılık birçok Sünni Arap devleti, Filistin meselesinde ya sessiz kalmış ya da diplomatik söylemlerle yetinmiştir. Hatta bazı Arap ülkelerinde kimi din adamları “Hamas’a destek vermek haramdır” şeklinde fetvalar dahi yayımlamıştır.
Dile getirilen bir başka propaganda da “İran aslında ABD ve İsrail’in piyonu.” olduğu söylemidir. Ortadoğu’ya bakıldığında ABD’nin askeri üslerinin büyük kısmı Sünni Arap ülkelerindedir. Körfez’deki birçok devlet ABD ile milyarlarca dolarlık silah anlaşmaları yapmaktadır. Bölgedeki askeri denklemin büyük kısmı bu ittifak üzerine kuruludur. Bu gerçek ortadayken, emperyalist ABD’ye ve siyonist İsrail’e açık şekilde meydan okuyan ve onlarla savaşan İran’ı “piyon” ilan etmek, siyasi analiz değil propagandadır.
Elbette İran’ın geçmişteki politikaları, Afganistan ve Irak’ta ABD ile yaptığı ortaklıklar tartışılmaz değildir. Suriye’de, Yemen’de ve bazı bölgesel çatışmalarda izlediği mezhepçi politikalar elbette ki kabul edilemezdir. Bu savaşlarda yapılan yanlışların, öldürülen yüzbinlerce masum sivilin savunulabilir hiçbir tarafı yoktur. Ancak bugün ABD ve İsrail ile yaşanan açık bir çatışma sırasında eski defterleri açıp Müslümanları birbirine düşman etmek, Müslümanları emperyalist güçlerin safına itmekten başka bir işe yaramaz.
Sessizlik de taraf tutmaktır. Bir zulüm karşısında susanlar aslında taraflarını seçmiş olurlar. Bugün İran’a yönelik saldırılar karşısında bazı Müslüman çevrelerin sessiz kalmasının nedeni jeopolitik hesaplar değil, içimize işlemiş olan mezhepçi bakış açısıdır. Oysa bizden önceki nesiller çok daha büyük ihtilaflar yaşamasına rağmen İslam ümmetinin ortak kaderini unutmadı. Çünkü temel hakikat şudur; “Biz önce Müslümanız.” Müslümanlar ise kendilerini hedef alan emperyalist ve siyonist güçler karşısında bölünerek değil, birlik olarak ayakta kalabilirler. Bugün ihtiyaç duyulan şey mezheplerin üstünlüğünü tartışmak değil; İslam dünyasının onurunu savunmaktır. Aksi halde mezhepçilik yalnızca bizi birbirimize düşman etmeyecek, aynı zamanda İslam dünyasını tarih sahnesinde daha da zayıf hale getirecektir. Belki de en büyük yenilgimiz savaş meydanlarında değil, vicdanlarımızdaki bu sessizlikte yaşanacaktır. Saygılarımla.
DR. ÖZGÜR AYDIN
SİİRT PUSULA HABER












