“FAİZ, ADALET VE MODERN EKONOMİK DÜZEN”
Modern dünyanın bize öğrettiği şekliyle faiz; teknik bir finans aracı, paranın zaman değeri, ekonomik hayatın doğal bir unsuru gibi sunulmaktadır. Oysa insanlık tarihine baktığımızda, faizin hiçbir zaman yalnızca teknik bir mesele olarak görülmediğini açık biçimde görürüz.
Aristoteles’ten Aquinas’a, Tevrat’tan İncil’e, Kur’an-ı Kerim’den modern sosyal bilimlere kadar uzanan çok geniş bir düşünce geleneği, faizi yalnızca ekonomik değil; ahlaki, toplumsal ve siyasi bir mesele olarak değerlendirmiştir.
Çünkü mesele şudur:
Bir toplumda üretmeden kazanç normalleşirse, emek zayıflar.
Borç büyürse, insan küçülür.
Finans güçlenirken üretim gerilerse, toplumun dengesi bozulur.
Bugün dünyanın karşı karşıya olduğu krizlerin önemli bir kısmı tam da bu noktada ortaya çıkmaktadır.
Bakınız;
Dünya tarihinde hiçbir dönemde insanlar bugünkü kadar borçlu olmamıştır.
Aileler borçlu, gençler borçlu, çiftçiler borçlu, devletler borçlu…
Küresel ekonomi, üretimden çok borç genişlemesi üzerinden büyüyen kırılgan bir yapıya dönüşmüştür.
Faiz mekanizması yalnızca finansal bir araç olarak kalmamış; zamanla servetin aşağıdan yukarıya transfer edildiği sistematik bir düzene dönüşmüştür.
Bugün milyonlarca insan çalışmasına rağmen yoksullaşıyorsa,
gençler ev sahibi olmayı hayal bile edemiyorsa,
çiftçi üretmesine rağmen borç batağından çıkamıyorsa,
esnaf sürekli krediyle dönmeye çalışıyorsa,
burada yalnızca bireysel başarısızlıklardan değil, yapısal bir ekonomik sorundan söz ediyoruz demektir.
İşte insanlık tarihindeki büyük faiz eleştirileri tam olarak bu noktaya işaret ediyordu.
Aristoteles, “paranın paradan doğmasını” doğaya aykırı görüyordu.
Aquinas, faizi “var olmayan şeyi satmak” olarak tanımlıyordu.
Tevrat, yoksulun zayıflığından faydalanmayı yasaklıyordu.
Kur’an ise ribayı, toplumsal adaleti bozan bir düzen olarak mahkûm ediyordu.
Bütün bu geleneklerin ortak kaygısı şuydu:
Ekonomi insan için mi vardır,
yoksa insan ekonomi için mi yaşayacaktır?
Bugün modern sistem, maalesef insanı merkeze alan bir ekonomik anlayıştan uzaklaşmıştır.
Üreten değil finansal gücü elinde tutan,
çalışan değil sermaye üzerinden kazanan,
risk alan değil garantili gelir elde eden yapı güç kazanmaktadır.
Biz ise farklı bir yaklaşımı savunuyoruz.
Biz;
üretimi merkeze alan,
emeği koruyan,
gelir dağılımında adaleti önceleyen,
borç bağımlılığını azaltan,
reel ekonomiyi güçlendiren bir yaklaşımın mümkün olduğuna inanıyoruz.
Çünkü ekonomi yalnızca büyüme rakamlarından ibaret değildir.
Ekonomi;
bir annenin mutfağıdır,
bir gencin gelecek umududur,
bir işçinin alın teridir,
bir çiftçinin toprağıdır,
bir esnafın kepengidir.
Eğer ekonomi insana huzur vermiyorsa,
sadece rakam büyütüyor ama toplumu küçültüyorsa,
orada ciddi bir ahlaki problem vardır.
Bizim itirazımız tam da bunadır.
Biz, üretmeden kazancı kutsayan anlayış yerine;
emeği, üretimi ve adil paylaşımı esas alan bir ekonomik perspektifi savunuyoruz.
Çünkü inanıyoruz ki:
Faiz merkezli büyüme modeli sürdürülebilir değildir.
Borçla şişen refah kalıcı değildir.
Adaletsiz servet birikimi toplumsal huzur üretmez.
Türkiye’nin geleceği;
yüksek faizle değil,
yüksek üretimle;
spekülasyonla değil,
katma değerle;
borçla değil,
güçlü reel sektörle inşa edilecektir.
Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı
İktisat Başkanı
Dr. Mehmet Şah Gültekin
SİİRT PUSULA HABER















