ALLAH YOLUNDA ADANAN BİR ÖMÜR
MELE HUSEYÎN SÎSEMÎ
Bir gece samimi bir dostum beni aradı. Bana: “Sadullah! Yarın birkaç arkadaşla Şirvan’ın Salanzo Köyü’ne (Yedikapı) gideceğiz. Oranın yerlisi ve arkadaşım olan Mehmet Etka bizi köye davet etti. Gidip çayını içeceğiz. Sen de gelmek istersen birlikte gidelim.” dedi. Ben de ona: “Çok iyi olur. Zaten ben hayatımda hiç Şirvan tarafına gitmemişim. Bu vesileyle oraları da görürüm. Benim için bir hava değişimi de olur.” dedim.
Salanzo Köyü, Siirt şehir merkezinden 65, Şirvan’dan ise 35 km uzaklıktadır. Yollar tek yönlü ve dönemeçli olduğundan yolculuğumuz yaklaşık bir buçuk saat sürdü. Salanzo Köyü’ne vardığımızda Mehmet abi bizi karşıladı. Mehmet Etka abi çok mübarek, hayatını Kur’an ve Sünnete uygun bir şekilde geçirmeye had safhada dikkat eden biridir. Misafirperverliği ve güler yüzlülüğü ile kısa bir zaman içinde ruhum ona ısındı. Cennet misal köy ve bahçesinde bizi dolaştırdı ve yetiştirdikleri organik meyvelerinden ikram etti.
Zamanında Bediüzzaman Said Nursî’nin (rh) abisi Molla Abdullah bu köyde sekiz sene imamlık yapmış. Bu vesile ile Bediüzzaman, birkaç ay bu köyde abisinin yanında kalmış. Bediüzzaman köyün hemen yukarısındaki bir ağacın üstünde sürekli derslerini mütalaa etmiş ve ibadet sayılan imanî ve ilahî tefekkürlere dalmış.
Mehmet abi bize ağacın yerini gösterdikten sonra bize dönüp: “Yaklaşık yirmi dakika uzakta Sîsem Köyü var. Orada çok yaşlı ve bütün hayatını iman ve İslamiyet’e adamış Molla Hüseyin es-Sîsemî var. İsterseniz onun ziyaretine gidelim, nasihatlarını dinleyip duasını alalım.” dedi. Bu teklifi kim kabul etmez ki? Orada ikindi namazını kılmak için hemen yola koyulduk.
Sîsem Köyü bir dağın yamacında kurulmuş yemyeşil bir köydür. Evlerin çoğu taştan yapılmış. Geçim kaynakları ise hayvancılık ve bahçelerinde yetiştirdikleri meyvelerdir. Gördüğümüz çocukların doğallığı ve mutlulukları, kendilerine has oyun ve oyuncakları anlatılmaz ancak yerinde görülür. Çocuklarla biraz sohbet ettikten sonra Seyda Molla Hüseyin’in medresesine gittik. İkindi vakti olduğu için ilk önce ilim talebeleri ile cemaatle namaz kıldık. Seyda ise çok yaşlı ve yürümekte zorluk çektiğinden kendi mütevazı odasında birkaç talebesiyle cemaatle namaz kıldı. Namazını bitirdikten sonra yanına gittik.
Molla Hüseyin es-Sîsemî, meşhur Şeyh Müşerref’in ders arkadaşıdır. Şeyh Müşerref ise az konuşan fakat manevî olarak çok iş yapan, bütün ömrünü İslam dinine hizmet ile geçiren Pervarili mütevazı bir zat-ı muhteremdir. Onu görmek nasip olmadı fakat onun namı, takvası, ilmi, mütevazı yaşamı dillerde destandır. Allah bizi de dostları arasına alıp onlarla haşir etsin inşallah.
Molla Hüseyin (rh) bir asra yakın ilim öğrenmek ve öğretmekle meşgul olmuş. Temiz nefesi, derin ilmi, güzel sesi, mütevazı yaşamı ile kendisini tanıyan herkesi kendisine hayran bırakmış biridir. Çünkü o, kendisine Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed’i (sav) tamamıyla rehber etmiş ve Resulullah’ın aşkıyla yanan bir zat-ı mübarek ve muhteremdi. Kendisi için kendi eliyle bir mezar hazırlamıştı. Her gün birkaç saat içine girip “Dünya zevklerini yok eden, insanı nefsine mağlup etmekten koruyan ölümü çokça hatırlayınız.” mealindeki Peygamber Efendimizin (sav) sözünü bilfiil tatbik ediyordu. Bu süre zarfında Kur’an-ı Kerim okuma ve zikir ile meşgul oluyordu.
Yanına vardığımızda elini öptük. Dizinin önünde oturduk. Onun sözlerini, ikaz ve nasihatlerini işitmek, anlamak ve ondan feyz almak için kulak kesildik. İlk önce ismimizi ve nereden geldiğimizi sordu. Daha sonra bizimle Kürtçe samimi bir sohbet etti. Zaten Türkçe konuşmayı bilmiyordu. Hayat tecrübelerinden, ahiret hayatının öneminden, günahların elemli akıbetlerinden bahsetti. Risale-i Nur Külliyatını okumanın imanla kabre girmeye vesile olacağını kuvvetle ümit ettiğini bildirdi. En son olarak da bizim ve bütün Müslümanlar için çok güzel dualar etti.
Seyda, şeyh ve müderris Molla Hüseyin es-Sîsemî’den çok istifade ve istifaza ettik. Onunla görüştükten üç sene sonra rahmet-i Rahman’a kavuştu. Allah rahmet eylesin.
O zat-ı mübarekler bütün ömürlerini; kalplerini imanla nurlandırmak, insanlara iman, ibadet ve içtimai olarak faydalı olmak ve dünya ve ahiret saadetini temin etmek için feda ettiler. Bu durum onları gönüllerin mahbubu yaptı. Gerçi insanların sevgisi, teveccühü ve takdiri Allah dostları için hiçbir önemi yoktur ve gaye-i maksat da değildir. Zaten ömrü Allah’ın razı olacağı bir şekilde geçirmek fıtrî bir vazifedir. Çünkü Allah (cc) hayat ve ölümü bizi tecrübe edip hangimiz daha iyi ameller işleyecek diye yaratmıştır. Hayatımızın bütün saniyelerini şükür, ibadet ve hizmetle geçirsek bile Allah’ın had ve hesabı olmayan nimetleri karşısında yetersizdir. Bu mübarek zatlar bu hakikatleri anladıkları için her bir dakikalarını bir altın kadar değerli bilip ona göre yaşamışlar. Allah bize de samimane Kur’an ve iman hizmetini nasip etsin, âmin.
Sadullah Taşan
Hayata Dokunan Öyküler kitabından
SİİRT PUSULA HABER













