Siyaset, demokratik anayasal düzen içerisinde etik kuralların tavizsiz uygulanmasını gerektiren ve toplumsal güven üzerine inşa edilmiş hayati bir kurumdur. Bu kurumun başındaki karar vericiler, zümresel veya kişisel menfaatlerden bağımsız olarak milletin ve devletin haklarını gözetmekle yükümlüdür.
Bir ülkenin iktisadi kalkınması, vatandaşların temel ihtiyaçlarının karşılanması ve manevi değerlerin korunması; güvenlik, yetkinlik ve liyakat esasına dayalı kadrolarla mümkündür. Siyasetin, kişi yakınlıkları ve bireysel sadakat ilişkileri üzerine şekillenen bir alan olarak görülmesi, kurumsal yapının sürdürülebilirliği açısından ciddi riskler doğurur. Nitekim dostluk, ahbaplık veya kişisel bağların liyakat ilkesinin önüne geçtiği durumlarda kurumsal kapasite zayıflar ve sürdürülebilirlik riske girer.
Bu nedenle esas alınması gereken sadakat biçimi, bireylere değil; ilkelere, hukuka ve toplumsal yarara yönelmiş olmalıdır. Kamu vicdanında manevi değerlere zarar verdiği düşünülen seçilmiş kişilerin, etik ve manevi ilkelere aykırı tutum ve davranışlarına kamusal temsilde yer verilmemelidir. Aksi durum, kamu güvenini zedeleyen ve toplumsal meşruiyeti aşındıran sonuçlar doğurur.
Dolayısıyla ilgili kişiler hakkında gerekli idari ve disiplin süreçlerinin şeffaf ve tarafsız biçimde işletilmesi; hem kamu vicdanının tatmini hem de siyasal kurumların itibarı açısından büyük önem taşır. Bu tür durumların farklı gerekçelerle tolere edilmesi, hataların dolaylı biçimde meşrulaştırılması anlamına gelir.
Liderlik yalnızca yönetme kapasitesiyle değil, aynı zamanda ilke dışı unsurları herhangi bir mazerete sığınmadan sistem dışına çıkarabilme iradesiyle de tanımlanmalıdır. Bu yaklaşım, yalnızca kurumsal düzenin korunmasına hizmet etmekle kalmaz; aynı zamanda kamuoyuna ilkelere bağlılık konusunda açık ve güçlü bir mesaj verir.
Siyasette istisnasız bir hesap verebilirlik esastır. Çünkü siyasal yapının her unsuru, toplumun hassasiyetleri ve adalet ilkeleriyle uyum içinde olmalıdır. Netice itibarıyla yerel yönetimler kamu adına bir emanet niteliği taşır ve bu sorumluluk yalnızca ehliyet, liyakat ve güvenilirlik ilkelerine sahip kişiler tarafından yürütülmelidir.
Maddi kalkınma ile manevi huzurun birlikte sağlanması, ancak liyakat esasına dayalı bir yönetim anlayışıyla mümkündür. Liyakat, her türlü kişisel yakınlığın üzerinde tutulmalıdır. Şeffaf, ölçülebilir ve halkın vicdanında karşılık bulan kriterlerle belirlenen kadrolar yalnızca bugünü yönetmekle kalmaz; gelecek nesillere de başarının çalışkanlık ve dürüstlükten geçtiğini gösteren bir rol modeli olur.
Dostluklar bireysel yaşamın doğal bir parçasıdır; ancak kamu görevlerinde, milletin hakkının başladığı yerde geçerli olan tek ölçü doğruluk, ehliyet ve karşılıksız hizmet anlayışıdır.




















